El Kaide lideri Usame Bin Ladinin öldürülmesi, ardından Iraktan asker çekilmesi, Afganistandan tamamen çekilmek için geçiş sürecinin başlatılması ve takiben de, Başkan Barack H. Obamanın askeri harcamaların kısılacağı, 2020 yılının ordusunun hazırlamak için yeni bir çerçeve çalışması başlatmasından sonra acaba sırada Guantanamo mu var sorusunu akla getirdi. Özellikle de, eski Başkan George W. Bush’un açtığı 11 Ocak 2002’den bu yana açılışının 10. yılına ulaşıldığı şu günlerde, Obamanın daha çiçeği burnunda Başkomutan iken imzasını atarak kapatma sözünü verdiği Guantanamo askeri tutukevini kapatma konusunda da, olumlu adımlar atıp atmayacağı, başta tutuklular ve yakınları ile İnsan Hakları örgütlerinin en fazla merak ettiği konulardan…
ABD’nin Karayiplerdeki ileri karakolu konumunda olan Guantanamo Körfezindeki deniz üssündeki askeri hapishaneyi ziyaretimde, bu tesislerin kapanmasının tartışılmasını bırakın, yeni ve daha modern yapılar inşa edildiğine şahit olmuştum. Daha sonra Başkan Obama 7 Ocak 2011’de, askeri tutukevinin kaynaklarını kısıtlayan, tutukevinin Amerikan topraklarına ve davaların sivil mahkemelere taşınmasının önüne geçen Ulusal Savunma Yetki Yasasını imzalamıştı. Bu da, adeta “Obama da Kongrenin tutsağı mı” dedirtiyor. Çünkü, Obamaya bir çok konuda engel çıkaran Kongre, henüz bir çoğunun suçlarının ne olduğu dahi tarif edilemeyen tutsakların Guantanamo’daki askeri komisyon tarafından değil de, ABD Bölge Mahkemesi yargıçları tarafından yani sivil mahkemelerde yargılanmasına ilişkin Başkan imzasını hükümsüz kılmış, tutukluların herhangi bir yere transferini neredeyse imkansız hale getirmişti.
Obamanın sadece, federal bir mahkeme kararı ya da Savunma Bakanı Leon Panetta tarafından yayınlanan bir ulusal güvenlik feragat kozuyla Kongre engelini aşabileceği ve bir tutuklunun başka bir ülkeye gitmesine izin verilebileceğinin çözümler arasında gösteriliyor.
Öte yandan, Beyaz Saray’ın Pentagon’la birlikte üzerinde çalıştığı Ordudaki askeri harcamaların kısılmasını öngören ve 1 trilyon dolardan fazla tasarruf sağlayan çerçeve planıyla farklı bir adım atılabilse de bunun Kongre’den geçmesi zor görünüyor. Latin Amerika ve Karayiplerdeki askeri olaylardan sorumlu Miamideki Güney Komutanlığına bağlı bulunan Guanatanamo askeri deniz üssünden, şimdiden az sayıda da olsa askerin geçici olarak gönderilmesini ve tutukevinin eski Komutanı, Terry Carrico’nun Guantanamo’nun kapatılmasından yana açıklamasını, bu konudaki önemli gelişmelerden sayabiliriz.
Bugün deniz ve kara parçası olarak toplam 120 km2’lik askeri tutukevi tesislerinin yer aldığı ve Amerikan deniz üssünü barındıran Guantanamo koyu güvenlik gerekçesiyle bölgeye hakim olmak amacıyla 1903 yılında Küba-Amerikan Antlaşmasıyla Küba’dan kiralanmış. 60‘lı yıllara kadar içme suyunu Küba’dan alan askeri üsse, savaş suçluluları’nın cehennemi, iguanaların cenneti dersek, pek de yanlış olmaz. Çünkü bölgeye özel, bir çeşit büyük kertenkeleye benzeyen iguanalara zarar verilmesinin cezası tam 10 bin dolar. Üsde görev yapanların kısaca GTMO (Gitmo) diye andığı bu mekan, ABD Yüksek Mahkemesi’nin burada tutulanlar için getirilen özel yargı düzenlemelerinin hukuka aykırı olduğuna karar verdiği bir tutukevi ve Bushun Obamaya bıraktığı, ekonomik enkazdan sonraki en büyük hediyelerinden biri olarak kabul ediliyor.
Burada görev yapan hemen tüm askeri personelin çoğunluğu Afganistandan getirilen zanlıların kaldığı yerleri, tutukevi kampları olarak anarken, cezaevi ya da hapishane demediklerine şahit oldum.. Doğrusu da buydu zaten. Çünkü burada kalanların suçları sabit görülmemiş ve dolayısıyla cezaları da kesinleşmemişti. 10 yıla yakındır suçları dahi tespit edilemeyenler, vatanlarından ve ailelerinden uzakta, daha ne kadar burada tutuklu kalacaklarını bilmeden, umutsuz bir bekleyiş içindeler. Bugüne kadar suçları sabit görülenler ise, toplam 6 kişiden ibaret.
Görevli asker-sivil toplam 5 bin 700 nüfusa sahip GTMO’ya getirilen 779 tutukludan, bugün 171’i içerde. Bunlar arasında suçu sabit görüldüğünde ölüm cezasına çarptırılacak olan ‘11 Eylül’ün beyni olarak belirtilen ve Amerikalı gazeteci Daniel Pearl’ün katili olduğunu bizzat itiraf eden Halid Şeyh Muhammed te bulunuyor. Taliban döneminde savunma bakanlığı görevinde bulunan Muhammed Fazıl’la birlikte, Uygur Türkleri ve Türki devletlerden tutuklular da var.
Ziyaretim sırasında, 20’den fazla tutuklunun açlık grevi yaptığı ve bunların, burunlarından hortumla beslendikleri öğrenmiştim. Geçen Şubat ayında da, Awal Gül adlı 48 yaşındaki bir Afgan tutuklu, aletli spor yaptıktan sonra duş aldığı sırada kalp krizi geçirip, hayatını kaybetmiş, ardından başka bir günün sabahında da, 37 yaşındaki Hacı Nesim adlı diğer bir tutuklu, tutukevinin dinlenme bölümünde yatak çarşaflarını kullanarak kendini asmıştı. Cenazeleri alındıkları Afganistana gönderilen bu iki tutukludan biri, suçuluğu kesinleşmemiş süresiz tutuklu sıfatındaydı. Bu iki tutuklunun da, iddia edildiği gibi savaş suçu işledikleri ispat edilememişti. Ancak askeri komisyon serbest bırakmak için de son derece tehlikeli görmüştü. İşte bütün mesele bu olmasın. Sizce büyük devletlere ne kadar yakışır, bu tür korkularına göre yaşamak ya da abidesi gözüktükleri özgürlüklere balta vurmak ve suçluyla suçsuzu 10 yıldır ayıramamak…